çizgi filmi biraz yanlı bulanlar olabilir ancak ben eğlenceli buldum doğrusu... geçenlerde Raising Hope isimli dizide rastladım şarkıya aslında baya ünlü ve de eski bir şarkıymış.. bir rivayete göre Mona Lisa Smile filminde de varmış bu şarkı bir sahnede ve de The Simpsons ın bir bölümünde.. neyse buradaki They Might be Giants'ın coverladığı versiyonu
p.s. kavırlamak 'coverlamak' olarak yazılıyor ve de kavırlamak diye okunuyor nasıl iştir çıkamadım içinden
24 Ekim 2010 Pazar
13 Ekim 2010 Çarşamba
Bir Teşekkür Yazısı
Avrupa seyahatine çıkmadan önce bölümden arkadaşım Mustafa'ya anılarımı yazacağıma dair söz vermiştim. Kendisi sağolsun çok yardımsever bir insan olduğundan bir sözümle çıkıp gelerek yolculuğa çıkmadan önceki heyecanımı yatıştırmakta bana çok yardımcı oldu ve tüm seyahatim boyunca yanımda taşıdığım ve hala daha da anı olarak sakladığım şehirlerin minik haritalarını kağıtlara çizerek bana çok yardımcı olacak pratik bilgiler verdi. Daha sonrasında bir daha oturup adam gibi bi sohbet edemedik okul açıldığından beri O'na ne kadar teşekkür etsem azdır. Bir gün geniş bi vakitte oturup sohbet edeceğimizi umuyorum. Yazılarımı gün gün yazmaya başladım ancak ilk günü bile daha bitiremedim. Bu çok garip bir şey... Her yazdığımı düzeltmekten bir türlü yayınlayamıyorum. Günlerim o kadar mükemmeldi ki sanırım yazılar gözümde o mükemmel halini alana dek yayınlamamakta ısrar edeceğim. Kelimeler gerçekten anlatmakta yetersiz kalıyor ya da benim pek yazınsal yeteneğimin olmaması da olabilir nedeni:) Herkes soruyor ee nasıldı?? diye. Güzeldi tabiki ancak böyle sorulunca ne anlatılır pek de bilemiyorum. Oysa Mustafa bu konuda baya bi iyidi. bana anlattığı şehirlere gitmeden önce onları görmüş kadar olmuş ve müthiş bir sevinç duymuştum içimde. her şey bir yana yalnız başıma gitmekten hem ölesiye korkuyordum hem de sanırım bunu biraz kendini kanıtlama şeysi olarak gördüm. Bu yola bi kere çıktım karar verdim bundan vazgeçmeden ve her şeyi kendim de halledebileceğimi gösterecektim kendime. Bu kendini kanıtlama şeysi tabiki başkalarına karşı verdiğim bi savaş değil kendime karşı olan iç savaşımdı. Beceremeseydim şimdiye kadar her şeyin arkasında ben yaparım diye dimdik durduğum imajımı içten içe zedeleyebilirdim:) bu kadar önemli miydi diye düşünenler olabilir. Bilemiyorum benim için önemliydi galiba. Şimdiyse kendimi dünyanın en uzak köşesine bırakılsam hiçbir şekilde aç/açıkta kalmazmışım gibi hissediyorum. Sanırım her şey (bir adet tatsız olay hariç:) istediğim gibi gitti ve ben hayal ettiğim yolculuğu hakkıyla tamamladım. Hatta bu seyahat bana yeni yeni farkettiğim birçok şey kattı diyebilirim. Mesela yolculuk etmenin bu kadar zevkli olduğunu daha önceden keşfetmemiş yeni yerler görmenin heyecanını daha önce hiç bu şekilde tatmamıştım. Döndüğüm günden beri nasıl bir daha giderim diye planlar yaptığım düşünülürse seyahat etmenin çok bela bir bulaşıcı hastalık olduğu anlaşılabilir. Her giden mi böyle bilmiyorum ancak Mustafa bunu daha önceden anlattığında anlayamadığım bu duyguyu şimdi hiç yitirmeyecek şekilde içimde taşıyorum. Her gün bir yerlere basıp gitmek yeni bir yer görmek isteği içimde hiç azalmadan (özellikle okula gittiğim saatlerde fazlaca bir şekilde) duruyor. Umarım en kısa zamanda bu duygumu az da olsa yatıştırabilecek minik yolculuklar olur. Seyahatimden önce bana destek veren Mustafa'ya yardımlarından ötürü tekrar teşekkürü bir borç bilir, selamlar ederim.
P.S. Mustafa sana getirdiğim çikolatan evde duruyor ancak okula gelmediğinden (ben de biraz gelmiyor olabilrim) emin olup getiremedim. En yakın zamanda ben yemeden al çikolatanı:)
P.S. Mustafa sana getirdiğim çikolatan evde duruyor ancak okula gelmediğinden (ben de biraz gelmiyor olabilrim) emin olup getiremedim. En yakın zamanda ben yemeden al çikolatanı:)
12 Ekim 2010 Salı
hulalala
Ne zamandır linkini vermeyi unuttuğum bir site var. Ogilvy nin sitesi.. kendisi amerikanın en iyi reklamcılarından ve sitesinde yaptığı reklamların videoları var. özellikle scrabble reklamları baya da bi hoşuma gitti burada paylaşayım dedim. diğer reklamlarını merak edenler için buyrun burdan yakın. The works linkinden ulaşılabilir..
10 Ekim 2010 Pazar
24 Eylül 2010 Cuma
Yeni buldum

tuvalet kağıdı rulosu içine yapılan San'at

ilginç şeyler tabi bunlar..

kablodan Maykıl...

bu siteyi de inceleyin bi derim. müthiş şeyler var cidden
23 Eylül 2010 Perşembe
Van Gogh's Room (Hallucinations)
İçerik olarak desingyoutrust'ı pek sık takip ettiğimden oradaki şeyleri paylaşmadan edemiyorum ne yapayım. merak edenler şuradan bakıveriniz bi zahmet. nereden alıntı yaptığımı söyliyeyim de sonra yok çalıntı yok kopyacı muamelesi olmasın...
25 Temmuz 2010 Pazar
Paylaşmak İçin Geç Kalınmış Mucizevi Diyet Listesi (A.K. Nutrition System)
Son zamanlarda dadandığım milliyet-cadde'de en çok okuduğum kişi DiskoKingo'nun malümatfuruş yazarlarından, o zaman nasılsın? ın yüzlerinden, ekşi sözlük yazarı Aziz Kedi. Kendisinin YAZA BİKİNİYLE GİRMEK SİZİN DE HAKKINIZ yazısında verdiği mucizevi diyet listesi sabah sabah hem mutluluk katsayımı hem de malum sebeplerle(!) sinir kasayımı arttırdı. Ben paylaşmadan edemeyeceğim yine de..
MUCİZEVİ AZİZ KEDİ DİYETİ (A.K NUTRITION SYSTEM)
Hanımlar, aşağıdaki listeyi günü gününe, saati saatine uygularsanız bir haftada 9-10 kilo vereceksiniz. Üstelik sağlığınızdan olmadan.
Kuşluk Vakti
Üç baş sarmısak. İçi ve kabukları çıkarılmış iki dilim kepekli elma.
Sabah
İki çorba kaşığı çorba. Üç kahve fincanı. Evet, üç boş kahve fincanı. Yarım koçan mısır. İki su bardağı soda. Bir konyak bardağı pirinç pilavı. Yarım tencere su.
Ara öğün
Bu öğünü yarım saat kadar meditasyon yaparak geçiyoruz.
Öğlen
(Öğlen yemeği oldukça önemli. Zaman zaman kaçamak yaparsanız kendinize kızmayın. Aynı hataları sık sık tekrarlamayın yeter) Brokolili tost. Yarım semender. Izgara ya da haşlama olabilir. “Semender nereden bulacam ayol?” demeyin. Her köşe başında yatıyor bir tane. Yakalaması da oldukça eğlecelidir.
İkindi
Bir bardak roka suyu. Biraz şeker pancarı yaprağı. Bu yaprakları bir lama gibi on beş dakika uzun uzun çiğnedikten sonra yutmayı ihmal etmeyin. Bir tepsi kıymalı börek. Şaşırmaca yok. Bazen vücudu afallatmak gerekir. Dört su bardağı su, iki soda bardağı şarap, bir şampanya bardağı şalgam suyu.
Ara Öğün
Bir adet leblebi.
Akşam
Büyük boy bir Diyarbakır karpuzu. İki üç kilo kayısı. Bir kova su.
Sevgili hanımlar! Sağlıklı yaşamdan delirmenizi istiyorum. Böyle sağlıktan floresan gibi ışıl ışl olmanızı, dik yokuşları depar atarak çıkmanızı düşlüyorum. Şimdi erkekler.
Vakit kazanmak amacıyla, yalnızca ne yapmamanız gerektiğini anlatıyorum. Spor salonuna yazılmayı unutun. Eve dambıl mambıl da almayın boşuna. Göbeği eritemeyeceksiniz. Yazın kumsallarda dikkati başka yöne çekmekten başka çareniz yok. Sırtınıza kocaman bir Atilla Atasoy dövmesi yaptırın. Plaja İsmail YK kostümüyle gidin. Slip mayo giyin ama transparan kumaş tercih edin. Üzgünüm. Bunlar gerçekler.
Aziz Kedi'nin diğer yazılarını merak edenler için buradan buyrun..
MUCİZEVİ AZİZ KEDİ DİYETİ (A.K NUTRITION SYSTEM)
Hanımlar, aşağıdaki listeyi günü gününe, saati saatine uygularsanız bir haftada 9-10 kilo vereceksiniz. Üstelik sağlığınızdan olmadan.
Kuşluk Vakti
Üç baş sarmısak. İçi ve kabukları çıkarılmış iki dilim kepekli elma.
Sabah
İki çorba kaşığı çorba. Üç kahve fincanı. Evet, üç boş kahve fincanı. Yarım koçan mısır. İki su bardağı soda. Bir konyak bardağı pirinç pilavı. Yarım tencere su.
Ara öğün
Bu öğünü yarım saat kadar meditasyon yaparak geçiyoruz.
Öğlen
(Öğlen yemeği oldukça önemli. Zaman zaman kaçamak yaparsanız kendinize kızmayın. Aynı hataları sık sık tekrarlamayın yeter) Brokolili tost. Yarım semender. Izgara ya da haşlama olabilir. “Semender nereden bulacam ayol?” demeyin. Her köşe başında yatıyor bir tane. Yakalaması da oldukça eğlecelidir.
İkindi
Bir bardak roka suyu. Biraz şeker pancarı yaprağı. Bu yaprakları bir lama gibi on beş dakika uzun uzun çiğnedikten sonra yutmayı ihmal etmeyin. Bir tepsi kıymalı börek. Şaşırmaca yok. Bazen vücudu afallatmak gerekir. Dört su bardağı su, iki soda bardağı şarap, bir şampanya bardağı şalgam suyu.
Ara Öğün
Bir adet leblebi.
Akşam
Büyük boy bir Diyarbakır karpuzu. İki üç kilo kayısı. Bir kova su.
Sevgili hanımlar! Sağlıklı yaşamdan delirmenizi istiyorum. Böyle sağlıktan floresan gibi ışıl ışl olmanızı, dik yokuşları depar atarak çıkmanızı düşlüyorum. Şimdi erkekler.
Vakit kazanmak amacıyla, yalnızca ne yapmamanız gerektiğini anlatıyorum. Spor salonuna yazılmayı unutun. Eve dambıl mambıl da almayın boşuna. Göbeği eritemeyeceksiniz. Yazın kumsallarda dikkati başka yöne çekmekten başka çareniz yok. Sırtınıza kocaman bir Atilla Atasoy dövmesi yaptırın. Plaja İsmail YK kostümüyle gidin. Slip mayo giyin ama transparan kumaş tercih edin. Üzgünüm. Bunlar gerçekler.
Aziz Kedi'nin diğer yazılarını merak edenler için buradan buyrun..
okanın saçları anne saçları..
okan'ın saçına nolmuş?? cidden nolmuş? kendisinde hafif fransız esintileri hissettim de yok ama ya müthiş! karizmasına gitmemiş bence.. yani o kesim bir makas hatası değil. öyle olsa düzelttirirdi düzelmeyecek bi şekilde değil. o halde niye kendisine böyle birşeyi bilinçli bir şekilde yapmış? ben bunu dert edip niye hemen bloga yazıyorum peki?? en mühim kısmı burası evet..
23 Temmuz 2010 Cuma
bunu koymasaydım olmazdı
şimdi reklamlar..

hepsi dün sabahın 5'inde izlemeye başladığımız film yüzünden oldu. ayyy sahneler hala gitmiyor gözümün önünden çikiletalar uçuşuyor gözümün önünde, erimiş sıcak çikileta girdaplar yapa yapa beynimi uyuşturuyür. Chocolat filminden bahsediyorum tabi.. benim gibi bir çikolata delisinin gecenin o vaktinde izlemesi gereken en son filmdi bu, bi de Johnny Depp filmin ekstrası.. düşündükçe fena oluyorum sabah bi uyandım sanki akşamdan kalma olursun da hani midende garip bir boşluk bi bulantıyla uyanırsın ya. sarhoş açlığı derim ona ben işte öyle bir hisle uyandım. artık midem filmi izlerken ne gibi enzimler ürettiyse.. mide iç çeperimi öğütmüş olabilirim. hal böyle olunca tüm gün internette baktığım çikolata resimlerinden beğendiklerimi paylaşayım dedim. aralarında güzel reklamlar var hoşuma gitti baya=)

'all the nuts in the world in finest chocolate' yazıyor altında



chocolate with whisky

bu baya güzel mesela=)

Bu da çok ilginç bi dükkandan bi fotoğraf dahası vardı ama ben gördükçe fena olduğumdan dayanamadım dahasını yüklemeye zaten buraya attıkça siliyorum hep yoksa kriz geçireceğim evde..

bunun paketleri pek bi güzel içim gitti:)

yaratıcı..

mesaj bana pek hitap etmese de fikir güzel..
22 Temmuz 2010 Perşembe
hayır ben bilmiyorum da aslında 3 aylık ömrüm felen mi kaldı nedir??

benim annemi tanıyanlar bilir kendisi ehvam hastasıdır azıcık. biraz da muhalefettir bi dediğime önce bi karşı çıkmasa o günü boş geçmiş sayabilir falan. onun dışında iyidir ama benden çılgındır mesela insanlar hep şey der yaa kızınız maşallah hanım hanımcık sanki siz onun kızısınız maşallah pek de ağır!!! tabi bu asıl en AĞIR kısım benim için, anneden daha AĞIR olmak.eyvahlar olsun ama işin aslı öle değil tabi. demiyorum ki ben çok çılgın biriyim şöleyim böleyim ama yani şimdi ilk defa gördüğüm kırklı teyzelerin de yanında ne yapmam gerek anlamayamıyorum ki. tabiki gayet masum ve de uslu bir kız gibi gülümseyip efendice konuşuyorum ve de AĞIR diye tabir edilen biri oluyorum. yanınızda küfretsem sanki hoşunuza gitcek ne bilim deli deli şeyler yapsam içsem sıçsam pek bi hoşnut olacaksınız. eteklerinizi mi kaldırıyım bunu mu istiyorsunuz cidden? bundan sonra bana 'ağır' dememeniz için yapabileceğim eylemlerden hiç birine de ayy çok çılgın diye tepki vermezsiniz ki biliyorum..
neyse konu bu değil aslında şöleki bir arkadaşım interrail e gidiyor 4 kişi felen olacaklar. bana diyince ben atladım tabi ben de gelirim ohaa ne güzel olur falan. ama bi yandan da düşünüyorum ki söz konusu ben olunca pimpirikliliği tutan normalde arabayı 180 le kullanıp ben 60 la giderken ayyy karşıdan araba geliyo üstüne mi geliyo ayyy çarpcak diye koltukta kıvranan annem ne diyecek bu işe. kesin diyecek ayy nerde kalacaksınız ayy üşüteceksiniz ayy bilmem ne yok şöle vahh böle. neyse ben hiç uzatmadan söyledim yine de hemen ki gitmemize daha bir ay var nasılsa o sürede ikna ederim bi şekilde diye. annem ne derse desin ben bişeyi aklıma koydum mu yaparım ancak bi süreç lazım tabi kıvama getirmek için. annem direk eee git tamam diyince tabi ben küçük çaplı bir şok geçirdim. gidin gidin ne zaman gidecekseniz ee çok iyi onlar vazgeçerse istersen sen italyaya git bir haftalığına çok istiyordun gitmek göndereyim seni sıkıldın zaten bu sene tatil yap bi güzel DEDİ. ben tabi bunları derken allam nabız nabız sanırım nabzım atmıyo falan diye nefes nefeseyim bir görseniz. yaşadıklarıma hala inanamazken iki gün önce annem arayıp size ne kadar para gerekecek giden arkadaşlarına sor da ayarlamaya başlayayım euro falan alayım o zamana kadar şimdi almaya gidiyorum bi miktar falan DEDİ. sanırım bünyem şok geçirmeye alıştığından artık tepkisiz kaldım. hayır annem çok baskıcı tutucu ne bilim böle her bişeye bok püsür çıkaran biri mi deseniz o kadar da değil ama bildiğin DENGESİZ. örneğin gece taksimden tek başıma dönsem küçük çaplı bir kriz yaşarız işte o saatte istanbulda.. diye başlayan uyuşturucu müptelaları ve bol tinercili muhabbetlere kadar giden, yer yer organ mafyalarının duruma karıştığı, pipisi olan/olmayan sapıkların da duruma müdahele ettiği uzun bir konuşmamız olabilir. bu yüzden beni arkadaşlarım bırakır eve genelde yani ben onları taksiyi gördüğümde kovalayana kadar en azından. ve anneme interraile gidiyom ben yaa dediğimde yukarda saydığım pek sevgili eroinman ağbilerden ve bilumum tehlikeli icraatlardan hiç birinin bahsi geçmedi. o zamandan beridir bende bir paranoya başladı haliyle: allam 3 aylık ömrüm kaldı da ben mi bilmiyorum.. birine bişey mi oldu.. sonunda ailem biricik kızlarından sıkıldı bana sadece gidiş bileti almayı planlıyorlar ve benim gidip dönmememi mi istiyorlar.. o tarihlerde evde olmamamı gerektirecek bir durum mu var.. varsa ne olaki bu hiç aklım ermiyor.. acaba bu annemin yeni bir stratejisi mi.. hani bişeyleri çabuk kabullenip beni ters köşeye getirip yaa gitmiyorum ben yaa ne var niye gönderiyosunuz bu kadar hevesle beni diyip vazgeçmemi sağlamak mı.. cidden türlü türlü şeyler aklıma geliyor tabi bu sonuncusu doğruysa hiç kaçarı yok ben her şekilde giderim söz ağızdan bi kere çıkar çünki.. azıcık kıyameti koparıp kaçarım gerekirse de ayy ne bilim hasta bir ruhum var sanırım:/
bi de alışveriş yapmam gerek. boyum kadar sırt çantalarından alıcam.. atmaya kıyabileceğim kıyafetlerden almam gerek tişört don felen.. mp3 ümü tamir ettirmem gerek .. of çok iş var bildiğin..
p.s. eiffelli foto bence eiffel kulesiyle çekilen en yaratıcı poz bence öle yani..
19 Temmuz 2010 Pazartesi
dayanamayıp paylaşacağım bu videoyu, üzgünüm:/
ya ben bu videonun etkisiden kurtulalı olmuştu baya.. uzun bir rehabilite sürecinden sonra yavaş yavaş da olsa ızdırap verici tesirinden çıktığım dillere plesenk olan sözlerini kafamdan kazımaya çalıştığım şarkısını unutma çabam boşa gitti:/ hepsi enderer yüzünden tüm hafta sonu teybıl diil pensıl diil diye diye ruhumun en derinliklerine kadar işledi şarkıyı. lanet olsun sana enderer.. lanet olsun!! bi de kendi ellerimle izlettim ben sana o videoyu. kendime de lanet olsun!! bakalım bu sefer nasıl unutucam?
12 Temmuz 2010 Pazartesi
yüzlerce BEHLÜL var

yaa aklıma geldikçe bi fena oluyorum aşk-ı memnunun VEDA sı.. behlül ün sakalları, firdevs hanım ın çarpık yüzünden falan bahsetmiyorum. onlar da yeterince korkunçtu da.. kına gecesinde tüm herkesin behlül maskesi takıp dans ettiği klip tadındaki sahnede aklım çıktı. korku filmlerinde olur ya hani hayalet,yaratık vs. den birden her yanınızda onlarca belirir. aynısının tıpkısı... bi de delik gözlü, sapıkça sırıtan bi sürü behlül.. yareppim sen aklımı koru freddy bile daha sevimli bir gülüşe sahip O_o müzik de slumdog millionaire'denmiş bu arada paylaşayım dedim. yine de bu sene tek izlediğim diziydi ve de bitti..
konudan konuya atlayacak olursak... sizce de hint klipleri çok güzel değil mi? eğlenceli bence baya mesela kadınların gerdan kırıp kalça sallayarak her duyguyu vermesi ilginç baya. abartılı ama izlemesi zevkli bence.. o zaman sizleri orijinal 'ring ring ringa' klibiyle başbaşa bırakıyorum. bi de söylemeden geçemeyeceğim nedense nakarat kısmını her duyduğumda emrahın rinnarin narin yarim dediği kısım geliyor aklıma..kınamayınız lütfen:/
şu hayatta vazgeçemeyeceğim hiçbir şey yok

işte dün bahsetmiştim ya ben maymun iştahlı bi insanım diye.. bu yüzden de hayatta hiç bişey de dikiş tutturamamış hissediyorum. her şey yarım kalıyo ya hiç bi şeyde ben işte şöleyim böle ustayım böle iyiyim diye bi iddaada bulunamam. ha bulunmak istediğimden değil de hani ne bilim bi konuda da insanın kendine güveninin olması hoş olurdu en azından.. malesef doyumsuz olunca insan ona buna saldırınca bi ara verip durup baktığında farkediyosun ki bi cacık kalmamış elinde. tam değişmeye karar veriyorum bi daha böyle yapmayacağım daha sıkı sarılacağım yaptığım işe ama yok işte can çıkmadan huy çıkmaz derler ya o hesap. bugün karar verip gaza gelirim öbür gün amaan der geçerim. hal böle olunca kendimi iyice bi serseri gibi görüyorum. iki gün önce 'hayatını değiştireceksin' mottosunu benimseyip ertesi gün amaan yemişim mottosunu değişse nolcak kıçımın kenarı çok da lüzumlu diyip dönüyorum koca popomu her şeye. başka gün başka bişeye heves ediyorum. ondan sıkılıyorum iki gün boş boş oturup uğraşacak başka şey buluyorum. vaktim o kadar değersiz ki... gün geçtikçe bu durum beni daha çok sıkıntıya sokacak pişmalıklar yaratacak biliyorum ama hiç bir şeyde gösteremediğim istikrarı değişime karşı direncimde hayli ortaya koyuyorum. genç yaşta yordun beni hayat!!
10 Temmuz 2010 Cumartesi
Alarmı Susmak Bilmeyen Arabanın Çok Sevgili Sahibi,

O alarmı 'doğan' marka otonuz yerine şu anda beyninizin bulunması gereken yere taktırsaydınız en azından arabanızdan daha etkin bir şekilde kullabileceğiz aklınızı ne zaman kaybettiğinizin bilincinde olurdunuz.
Ancak şu vakitten sonra en iyisi siz onu kıçınıza takın ki en azından yarın öbür gün ben sileceklerinizi koparıp götünüze sokarken haberiniz olur.
Esenlikler diler,
Saygılarımı sunarım...
Başladığım Her Şeyi Yarıda Bıraktım
Şu ana kadar hayatta tek istikrar gösterdiğim şey bir şeyleri yarım bırakmak oldu. Başladığım hiç bir şeyi tamamlamadım, hevesimi alınca bıraktım. Bu açıdan biraz maymun iştahlıyım diyebilirim. Gitar kursumu, italyanca kursumu, diyetisyenimi, psikoloğumu, spor salonunu, kısacası hobi olsun olmasın eğlencesine başladığım ya da gitmem gereken doktor vs. her şeyi yarıda bıraktım. Aynı şekilde blog yazmayı da bıraktım tabi biliordum böyle olacağını ama.. İki senedir kitap okumayı da bırakmıştım ki en zevk aldığım şeylerden biridir kitap okumak. En sevindircisi bir aydır kitap okumaya başladım tekrar. Bloga da tekrar başlamak istiyorum ve bu yazıyı yazdıktan sonra gerisi gelir diye umuyorum. Aslında yazacak o kadar çok şey var ki ama ben dünya üstündeki en tembel insanım. Bazen evde yatmaktan sırtım ağrıyor:/ İlk yazıma bi kaç akşam önce mahallemizdeki bir amcaya yazdığım pek de hoş olmayan mektubumla başlayacağım.
10 Şubat 2010 Çarşamba
15 Ocak 2010 Cuma
sezona veda..
sınavlarımın bitmesiyle beraber yarın ohh be nidalarıyla yolculuğa çıkıyorum. 3 senedir göremediğim insanları göreceğim bu tatilimde. çok heycanlıyım.. şimdilik hoşçakal:))))))))))))
bu da size veda şarkım... http://www.youtube.com/watch?v=Ab_IE_eXyTQ
p.s. bağlantı eklemeyi bilmiyorum:/
bu da size veda şarkım... http://www.youtube.com/watch?v=Ab_IE_eXyTQ
p.s. bağlantı eklemeyi bilmiyorum:/
13 Ocak 2010 Çarşamba

bugün markette kavisli bisküvi arayan bir amca gördüm. ısrarla kavisli aradı ve bulamadığı için de kızdı biraz. bana da sordu torunu öyle tarif etmiş çünki çok özür dilerim yardımcı olamadım size ancak şimdi aklıma geldi aradığınız şey finger olmasın?? boşuna piknik alıp gittiniz yazık...hayır ben burçakda da ısrar etmiştim ama.
not

ünlü blogger gay kedi'nin sevgilisi nakhar'ın hayat hikayesini yazdığı bir kısımda annesinin ona söylediği bir beyaz yalan çok hoşuma gitti ve buraya not düşmek istedim.
SENİ ÇAYDAN SÜZGEÇLE TUTTUM
kesinlikle seni leylekler getirdi, sokaktan/camiden vs. bulduk seni, gibi söylemlerden daha yaratıcı..
p.s. en kısa zamanda uygun bir deneği(ki bu 3-4 yaşlarında dediğim şeyin mantığını kavrayamayacak kolay kanabilen çocuk oluyor) sen balıkçı ağına takılmışsın onlar yakalamışlar seni biz de oradan aldık diyerek teste tabi tutucam. bakalım tepkisi ne olacak?? şimdi çocukları kandırmak da zorlaştı her bişeyi pek de biliyorlar...
11 Ocak 2010 Pazartesi
takdire şayan
başka hiçbir şeyde olmadığı kadar istikrar gösterdiği yemek yeme konusuyla bağlantılı olaraktan sabahın bu saatinde mısır patlatıp yiyen şahsımı sizler bulmasanız da ben tam bir başarı örneği olarak görüyorum. evet aynen böyle böyle... itirazı olan iki adım beri dursun zira son zamanlarda gittikçe büyümüş olan 'göbek' çıkıntım aksine izin vermeyecektir. hani bana alkışlar güldür güldür??
süt için süt için sağlık için süt için..

küçükken ineğin çişi olduğunu düşündüğü için sütten tiksinen ve ağzına koymayan hala daha da alışkanlık olsa gerek sütten aynı derecede nefret eden arkadaşım, hayal gücünden dolayı seni tebrik ediyorum. artık büyüdün niye hala daha şu nimetten faydalanmıyorsun??
ben küçükken her gün tam 1(bir) litre süt içerdim. sütçü amca(mustafa amca) her öğle bize 1(bir) litre süt getirirdi ve ben bunun yarısını akşam yarısını da ertesi sabah olmak üzere tüketerek ortaokula kadar aynı besi düzeninde devam ettim. haftanın bir günü ise -ki genellikle cuma ya da haftasonuna rastlayan bir gün olurdu bu- mustafa amcamız bize 3 ila 5 litre arası artık ne kadar getirirse süt getirirdi ve sevgili babam yoğurt yapardı. babam kadar iyi yoğurt yapanını da görmedim şimdiye değin. gerçekten en güzelinden ev yoğurdu tükettim ortaokul yıllarıma kadar. sonrasında artık vakitsizlikten mi yoksa ilçemize açılan ilk marketin reyonlarında bulunan hazır yoğurdu almanın daha kolay olmasında mıdır bilinmez yoğurt imalatına son verdik. ve böylelikle güzelim ev yoğurduna da elveda dedik. gerçekten güzel, kararında ekşiliği olan ve hazır yoğurtlar gibi katı olmayan(cıvık olur kendisi) ev yoğurduna hasretim senelerdir. ortaokul yıllarımda bir kez yoğurt yapmayı denemişliğim de var ancak bir daha kalkışmayı düşünmüyorum buna. zira kıvamında yoğurt yapmak kolay değil. babamın kendine göre oturttuğu bir sistemi vardı ve mayalama işleminde zamanlamayı harika yapardı. bir de malzemeyi bulmanın zorluğu var. ailede bir tek ben koyun yoğurdunu sevmem ancak bizim yaptığımız yoğurt sadece inek sütünden değil içerisine az biraz da koyun sütü katılarak yapılırdı anımsadığım kadarıyla(tabi bu oranı belirlemek de sütçü mustafa amcanın göreviydi) bir de maya gerek yoğurt için ki ben denediğimde hazır yoğurt kullanmıştım iğrenç oluyor aman yapmayın. sanırım mayalarının formülü çalınmasın diye bazı sebze meyvelerde olduğu gibi tohumluk olarak kullanılmasın diye belli işlemlerden geçirme ve ismini tam hatırlamıyorum ama meyveyi kısırlaştırma diye tanımlayabileceğim bir işlem uygulanıyor olabilir hazır yoğurtlarda. bu yüzden de tutmuyor olabilir. tutsa da zaten hazır yoğurtlar ekşi olmuyor bildiğin şekerli oluyor:(
neredeeen nereyeee... konu aklıma sadece bir şarkıdan geldi. 'bevete pui latte' yani drink more milk türkçesi ise daha çok süt için. izlediğim ve daha sonraki günlerde anlatacağım filmde geçen şarkı bana küçükken söylediğim bir zamanların ünlü reklam jingle nı hatırlattı. süt içiiiin süt içiiiin sağlık için süt içiiiin:D
p.s. süt bıyığı diye bişey vardı, hatırlayanlara ya da yapanlara selam olsun...
10 Ocak 2010 Pazar
Arkadaşım sen alnından öpülecek kişisin...
hayır hep merak ettim bir tek ben miyim şu damacana kapaklarını açmakta zorlanan diye. eve su geldiğinde ki bitince geldiğinden su geldiği gibi saldırıya uğruyor şahsım tarafından. hemen bi açma girişiminde bulunuyorum içindeki hayati sıvıya ulaşmak için. ancak o plastik kapak şeysi bi kayıyor ki elimden sorma gitsin. asıla asıla bi hal oluyorum, elimden kayıp kaçtıkça o mavi zımbırtı daha bi deli oluyorum. halbuki çözümü bu kadar basitmiş işte. kim akıl ettiyse gerçekten kendisini gönülden tebrik ediyorum. bu kadar basit sadece bir parmak takmalık delik yapmak o nesnenin ucuna. geçen eve geldiğinde iki saniyede tık diye açtığımda damacanayı yaşadığım mutluluğu kelimelerle ifade edemiyorum. bir de şey var o damacanayı taşımak için çekçekli bavul mekanizması gibi bir şey yapsanız şu damacanalara, hıı?? çok mu şey istiyorum?? yalnız yaşayan bir baaağyan olaraktan 3 senedir uyguladığım yöntem damacanayı silindirikliğinden yararlanarak yuvarlamak. ancak dediğim gibi olsa daha bi kolay olur tahminim. neyse çok şımarmadan ve de lafı uzatmadan size teşekkürü bir borç bilip, biloğumda yer verip, saygılarımı sunuyorum. bu işin mucidi karşıma bizzat gelirse alnından öpeceğimi de taahhüt ediyorum. öptüm canlar...mucks
4 Ocak 2010 Pazartesi
evet büyük hissediyorum.. büyük sürprizlerle dolu bir yıl olacak benim için hissediyorum
gece değil de aslında saatin sabahın 7 si olması... dışarısının hala kapkaranlık olmasından ötürü benim gece sanmam... iki gecede bir uyuyamama gibi garip bir zamanlamayla nükseden bir hastalığa tutulma ihtimalim... gerizekalı blog ayarlarıyla oynandığı için kimi zaman doğru kimi zaman yanlış en azından bir saat ibaresine sahipken şimdi hiç bir şey yazmaması... başıma gelen birbirinden ilginç olaylar silsilesine her gün bir başkasının eklenmesi... 2010 un ilk gününde salondaki penceremin tek kanadının elimde kalması... 1 ocakta üstelik de akşamın 6 sında pimapencilerin açık olmayacağı gerçeği... başıma gelen olayların hep garip bir zamanlamaya sahip olması... geçen hafta da pazar günü üstelik de akşam 9 gibi bir vakitte kapıda kalmam... bir önceki sene gele(meye)n çilingirin arabasının el freninin kırılması!!! üzerine gelen başka bir nöbetçi çilingirin(tahmin edildiği üzre gece saat 10 civarıydı yine) şansızlığımla dalga geçip kapının hem dışına hem içine numarasının yazılı olduğu yapışkanlı zımbırtıdan koyması... ve dönüp sizde bu şans varken içeride de kalmayı başarırsınız, üzülmeyin her 10 kişiden 2si içeride kalır diye uydurma bir istatistik de ekleyerek önce morali bozup sonra tamirine kalkışması... peşimde son zamanlarda bir zenci olduğu gerçeği!!! 2009 senesinde iki lezbiyen askıntılıktan kılpayı kurtulmam felaketi/şansı(?)... sayayım daha ya iyiki bittin 2009 ohh be tamam seneye kötü bir giriş yaptım şu öküz gibi ağır pencere kanadıyla ama bu sene daha bir güzel! geçecek hissediyorum.. en azından ayağıma düşmedi o kanat, çok şanslıyım=) normalde de bu kadar iyimser değilim hatta basbaya kötümser bir insanım ama artık iyimser bir insan olmaya karar verdim ben.. haydi iyi geceler ben yattım...
Önce Videoyu İzleyiniz Lütfen( biraz takılma var)
sizler için hiç bir fedakarlıktan kaçınmadım ve gecenin bu saatinde bu videoyu hazırladım. bunu hazırlamak için aşk-ı memnunun 55. bölümünün 8,9 ve 10. kısımlarını bile indirdim. tekrar tekrar izledim ve uygun kısımları alıp montajladım. bu benim ilk movie maker deneyimim olduğu için bir de sıkıntıdan öldüğüm için aynı şeyi izlemekten baya bi amatörce bir çalışma olmuş olabilir.. önemli olan vermek istenen ders tabi o yüzden bu kısmın üzerinde durmuyoruz.
DERS 1: siz erkekler ne kadar yakışıklı olursanız olun şu saçınızı uzatıyorsanız toplamayın. benim de saçım baya uzun ama yatarken bile toplamıyorum, iki günde bir yıkıyorum hatta bu süreç iki gün değil de iki kerelik dışarı çıkmakla tanımlanabilir benim için. saçım yağlı olursa asla dışarı çıkmıyorum, hem kendime hem de başkalarına olan saygımdan ötürü. biz uzun saçlı kızlar bu kadar dikkat edip türlü fedakarlıklarda bulunurken(sabahın köründe kalkıp saç yıkamak, yatılılık zamanlarında kettleda su ısıtıp saç yıkamak gibi..) sizler de madem bu saçlarınızı uzatıyorsunuz aynı özeni gösterin. uzun saçlı erkek çirkin değil, yakışanı var ama bakımsız pis yağlı saçlara sahip erkek çok çirkin oluyo. o saçlarınızı yolasım geliyor tek tek ama tiksintimden ondan bile vazgeçiyorum. hayır toplayınca belli olmuyor mu sanıyorsunuz?? her saçın belli bir yağlılık katsayısı var yapmayın etmeyin. salıkken yağlı olan saç toplayınca da toplu ve yağlı bir saç oluyor bi tek oraya buraya savrulmaları engellendiğinden bir miktar durumu kötünün iyisi bir hale getiriyor. ama O KADAR!! üstelik bir de saç toplarken ki erkek ifadesi... aman tanrım! bana ilkokulda saçımızı toplarken eteği uçuşmasın diye iki bacağı arasına eteğini sıkıştırma hareketini anımsatıyor ve gülesim geliyor her defasında. biz yaparken de yeterince komikti ama siz erkekler yapınca hele bir de cüsseli olanları.. İDDİA EDİYORUM: uzun saç toplanmak için değildir. uzun saç salınsın havalı olsun diye uzatılır. uzun saça bir model yapma hakkı ise ancak ve ancak kadın kısmına ve Legolas a aittir. siz bu işlerle uğraşmayın sayın erkek milleti. hayır en olmadı al bi rejoice yıka ve çık .. olmaz mı??
DERS 2: bir erkeğin yüzüne saçıyla ilgili herhangi bir şey söleme! özellikle uzun saçlı olanlarına. benim gibi yap yaz ya da dedikodusunu yap kızlarla felen. ama deme sonra bi gaz gidip bişeyler yapar saçına. o da değil zaten lafı fazla uzatmıcam behlül yeterince işe hakim, videoda açıkça gözüktüğü üzere işin felsefesini kapmış. o değil de senaryoyu nihat doğan yazmış sanki.. neyse aman diyelim kızlar erkeklerin saçına dil uzatmayalım yoksa behlül gibi bi laf koyarlar kalırız öyle aval aval... İDDİA EDİYORUM: erkekler arada delirip, gaza gelip saçlarıyla ilgili radikal kararlar alsalar da bu konuda biz kızlardan farkları yoktur ve saçları konusunda çok da hassastırlar. (bkz: kellik sendromu)
p.s. videonun bir yerinde 3-4 sn lik bi duraklama sorunu var çözemedi, amatör bir çalışma olduğunu belirttiğim için tekrar kusura bakmayın demicem de ne dandik olmuş bu ne ya:/
Etiketler:
aklım yokmuş benim meğersem,
behlül,
bihter,
felsefenin 'fe'sinde,
hafiflik,
saç,
saçı uzun aklı kısa
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


